Kendime Anlatı II

 

                                                          

   KENDİME ANLATI II

  Yokluğuma, tam da şu an, şu satırlar yokluğuma.

Arayıp da bulamadığım sıfır ile beş yaş arası fotoğraflarım. Ben bulamadığımı zannederken, aslında hiç çekilmemiş o bir sürü çocukça resimlerim. “Senin asla bebeklik fotoğrafın olmadı” denildiğinde koşa koşa aynaya bakan o küçük kırgın çocuk. Sen çirkin ya da önemsiz değildin. Bunun farkına varmam yıllarımı alsa da ben fotoğraflarda hep yüklü bir portmanto gibi çıkarım.  Belki de bu yüzdendir, bir sokak fotoğrafçısının beni “poz veremeyen kadın” olarak nitelendirmesi. Belki de bu yüzdendir, fotoğraflarda bir türlü gülmeyi becerememiş olmam. Çünkü her pozumda, hatırlayamadığım bir çocukluk anımın yokluğunun sızısı var.   

  

    Yok oluşuma, bu satırlar, yok oluşuma.

Başkalarının hayatlarındaki benden bahsedeceğimi düşündüyseniz yanıldınız. Artık bir ben varım bir de kendim. Artık diyorum ya, onda bile yazık bana. Sadece kendisini düşünen bencil biri değilim, siz öyle anladınız. Oysa gerçekten anlamak isteseydiniz, birinin hayatındaki her kişinin, yine kendisi için hayatında olduğunu anlardınız, fiziki olarak ya da manen hiç fark etmez, kendisine uzak olan kişinin bile kendiyle alakası olduğunu birazcık düşünseniz bulurdunuz. Her neyse. Kendi hayatımda kendime yetişmeye çalışırken nefes nefeseyim. Ne çok şey anlatmışım insanlara, geleceğimde yapacaklarım hakkında. Hangi geleceğim, ya da ne zaman geleceğim? Uyumadan önce hafızamda birçok şeyi kurup bozuyorum, keşke hiç bozulmasalardı, rüyalarım hep dandik şeylerle dolu. Bir kere de kurup uykuya daldığım şeylerin sonuçlarını, ne olurdu rüyalarımda net görmüş olsaydım. Yok öyle kurma şeyler, kuruntular değil. Gece kendi dünyamı inşa edeceğimden dolayı saat gibi çalışan, bu yüzden de beni uykusuz bırakan bir zihnim var. Belki de bu yüzden yok oluyorum. Tek şişle de çorap örülür, beş şişle de. Tek şişle ördüğüm bir çorabım yokken beş şişle çorap örmeye kalkmış, ipleri birbirine karıştırmışım. Bu yüzdendir sabah uyandığımda, aynı yerden başlayışım. Sizce de bu yönden bakınca, yeni bir güne uyanmak aslında yok olmaya adım adım yaklaşmak değil mi?

 

   Yok oluşlara, yoksunluğa, yoksalara.

Her birinin farklı bir hikayesi var, bizimle birlikte ilerleyen. Yok olan her şeyin bizi yoksunluğa ittiği hikayeler, akabinde de yoksalara dönüşüyor. İnsan böyle böyle olgunlaşıyor tabi, ancak o evrede olanları bir tek kendisi bildiğinden, dışarıdan görenler iyileşiyor demezler, deliriyor derler. Şimdi anladınız mı, aslında olması gerekenlerin yokluğunda delirmek, iyileşmektir. Zaten bir düşünsenize, hiç olmayanın yok oluşunun boşluğunu kim ne bilir? Oysa benim’seyip kaybettiğin her şeyin, yok oluşundan sonra oluşacak boşluğun yerini, hiçbir şey hiçbir şekilde dolduramaz. Çünkü bütün yok oluşlar öncesinde var oldukları yerin şeklini alırlar. Olsun. Bu kez boşluğu başka bir şekilde doldurmaya çalışmayacağım. Belki de o boşluk bana doğru bildiğim yanlışların geribildirimi olarak döndüğünden, yeni bir boşluk olmasın diye doğru olanlara sıkı sıkı tutunacağım. Evet sıfır beş yaş arası çocukluğumun doğruları hafızamda yok. Hala içimdeki çocuk birilerine kırgın, hala fotoğraflarım özensiz çizilmiş ilkokul resimleri gibi. Belki gelecek planımın temelinde sıkıntı var, hala bir yerden başlamış değilim, ancak şunu iyi öğrendim ki, kendiliğinden ya da isteğim dışı yok olan her ne varsa, benim etkim dolayısıyla olsa bile, yok etmekten ve beraberinde gelecek olan pişmanlıktan iyidir. Varsın gitsin benden kimseler, varsın kaysın elimden bazı şeyler. Ben kendime söz verdim. Hiçbir şeyin doğruluğundan emin olmadan ona “var” gözüyle bakmayacağım ve hiçbir doğruyu, birtakım yanlışlar uğruna “yok” etmeye çalışmayacağım.

Yorumlar