Unutmak Zamanında
UNUTMAK ZAMANINDA
Unutmanın ertesi gününde…
Bütün hatırlamaları vazgeçişlere gömüp
adına unutmak dediğimiz, herhangi bir günün sabahına,
Boşlukta süzülürcesine boşluğa bakarak
uyanmak hiç de bana göre bir şey değildi.
Boşluk diye baktığım tavana, zaten net
göremediğim miyop gözlerle bir sürü desen çizdim. Kalkamam o yataktan imkânı
yok. Çok uyuduğumdan değil, uyandığım andan itibaren hikâye yazmaya
başladığımdan.
Hiçbir hikâyeyi tamamlayamadım oysa.
Gariptir ki tamamlarsam büyüsü bozulur gibi hissedeceğimden eminim. Unutmanın
ertesi gününde,
Her şeyi birbirine karıştıracak kadar
körleştiğinde zihnim, yine de bembeyaz bir sayfayı görmekteydi.
Ne sandınız? Körlükte olmak hep karanlıkta
kalmak demek miydi? Beyazı renk diye seven ben ile, renksiz gören insanları bir
tutmamalıydınız. Üstelik ben karanlığı da bir tek geceye yakıştırıyorum, olur
şey bile değil hala yaşıyorken zihnimi karanlıkta bırakmak.
Zaten hiç karanlıkta bırakılmamış
insanlara, tutunma yolunun aydınlığı düşlemekten geçtiğini anlatamazdınız.
Anlatamamıştım da.
Çünkü, özgürlük ne demek, gökyüzündeki
kuştan öğrenmiş insanlar arasından da sapanla kuş vurmuş insanlar çıkabilmekteydi.
Sahi insana özgürlüğü öğreten bir canlının
özgürlüğüne son vermek nasıl bir çelişkiydi? Sadece bu yüzden bile çevremdeki o
başkalarının ördüğü duvarlara çizdiğim uçurtmaları görmemeliydiniz. Size göre
bir elektrik teli son verebilir çünkü o minik uçurtmanın süzülüşüne,
Oysa ben uçurtmanın inzivaya çekilmek
istediğini düşünürdüm.
Sahi siz hiç kendi yaptığınız uçurtmayı
bıraktınız mı gökyüzüne, defalarca yere çakılsa bile pes etmeden özgürlüğünü
çizmeye çalıştınız mı?
Ya da her şeyi ayaklarının altına daha ne
anlama geldiklerini bilmeden bile serilmiş olarak bulan sizler, satın aldığınız
uçurtmadan bile çok kolay vazgeçmiş olmayasınız?
Evet sizler, kendi özgürlüğü için
savaşmak nedir bilmiyorken, birilerinin sizin için hazırladığı çantadan özgürlük
çıkarırken, kendine hürriyet çizmeye çalışan birinin öyküsünü sıkılmadan dinleyebilecek
miydiniz? Unutmanın ertesi gününde,
Sahip olduklarımın kıymetini bilmemi
söylüyorlar. Kendimden başka neyim var ki diyorum bana ait olan? Her şeyi
somutlaştırmak zorunda mıydı insan? Senin evin var, odan var, vesairen var,
vesairen var…
Oysa benim sadece kendim var, hep benimle
olacağına garanti verebileceğim. Ya sevdiğim insanlar?
İnsan sevilmeyince gelmez, sevilince de
gider bilmiyor musunuz?
Zaten siz ya bilmiyorsunuz
ya da yanlış biliyorsunuz.
Mesela siz gökyüzüne bakmayı seven
insanların, umursamayan insanlara kıyasla, onunla daha az görüşebildiklerini
biliyor muydunuz? Manzaranın tadını fotoğraf çekmeyen insanların çıkardığını,
iyilik yaptığını paylaşan insanların kendi çevresine ‘’Allah versin’’
kesildiğini. Etrafına medeni insan pozları kesen insanların, kendisine değer
veren insanların kalplerini acımadan kırabildiklerini, vesairesini,
vesairesini…
Nerede bir bilinmezlik var, çözmeye
çalışmadan arkanızı dönüyorsunuz. Sizin hiç mi bilmelerini istediğiniz halde
dile dökemediğiniz çıkmazlarınız olmadı? Bilmiyor gibi konuşuyorsunuz.
Unutmanın ertesi sabahında;
Uyanmak zorunda olduğum o sabaha varmadan
çok kez uyandım.
Bir yolculuğa çıkacak gibi, biraz heyecanlı
biraz da kaygılı.
Unutmaya diye çıktığım yolda, unutmayayım
diye geceden hazırladığım o sefer tasıma, bütün kırgınlıklarımı,
kızgınlıklarımı, haklı yönlerimi, haksızlıklarımı, kalp kırıklığımı,
yalnızlığımı… En son da kararımı koydum ve yola çıktım.
Unutmaya diye çıktığım yolda ilk
unuttuğum, daha önceleri de başka bir şeyi unutmak için çıktığım yolun sonunda,
kendimi bu yolda buluşum.
Unutmanın ertesi gününde, hatırladığım tek
şey insanın en uzun yolculuğunun, kendi için kendi içinde yaptığı yolculuk
oluşuydu..
Yorumlar
Yorum Gönder