Hesap/Kitap
Hiç hesapta yoktu.
İnsan bazen atmadığı düğümü de çözmek zorunda kalıyor. Dünya düzeni böyledir aslında. Düzensizliklerden düzen kurmaya yönelik bir ton karmaşa vardır hayatta. Kur bozulsun, kur boz. Kimi zaman karmaşaları çözme derdindeyken fark edemiyoruz. Bazen çözdükten sonra bazen çözüm yolunda anlıyoruz ki, “her zaman kendi kurduğumuz oyunun parçası değiliz.” Çocukluğumuzda, misafirliğe giderken aklımıza yolu yarılamışken gelen o peluş oyuncağımız gibi. Yolu yarıladık dönemeyiz diyor bir ses. Mecbur kalıyoruz sonra, ev sahibinin çocuğunun bizimle paylaşmaya rıza gösterdiği; aslında kendisinin diğerlerine kıyasla daha az sevdiği ve gözden çıkarabileceği o oyuncağa. Sanki sizin hiç olmadı zamanında. O çok sevdiğiniz asla kıyamadığınız oyuncağınızı, sırf size paylaşımcı ol dedikleri için misafir çocuğuna oynasın diye verdiğinizde, emanet ettiğiniz gibi geri vermediği bir zaman dilimi; sanki hiç olmadı. Ağlaya ağlaya peluş ayıcığınızı dikmeyi öğrenmemiş olabilirsiniz belki çocukluğunuzda. Birileri size hayatın o peluş ayıcıktan ibaret olmadığını söyleyecek, doğrudur ancak; sadece, onun hayatınızın önemli bir parçası olduğunu anlatmak için yirmi sene sonra onlara odanızın baş köşesindeki yerini gösterin.
Hiç hesapladığımız gibi olmadı.
Bir şeyin yokluğu, bazen hiç de boşluk oluşturmayacakmış gibi geliyor bazen insana. Evet ne de olsa ondan çok var. Bir sürü kaleminiz, bir sürü çantanız, bir sürü çiçeğiniz var. Biri yok olsa mesela, eşyalarınızdan biri; yok olsa, ne olur ki? Bir çift çorabı sırf eskidi diye aynısından bulmaya çalışmıyordur kimse. Çünkü o, bana çok yakışan bir çoraptı diyen görmedim hiç. Ama çorap deyip de geçmeyin lütfen, bir çift çorabın bile hatırası olabiliyor bazen. Mesela bir kişiyi, belki bir daha görebilecek misiniz bilmediğiniz birini, en son apar topar gördüğünüzde, size hatıra olsun diye bir çift çorap hediye ettiyse, yalın ayak kalsanız bile, o çorabı giyebilir misiniz? Hayır eskimesin, eskimeyecek de. Sana verebilecek tek şeyini vermiş olan o birinin değeri, sende başka bir sürü eşyası kalmış ama sana tek bir değer duygusu bile geçirememiş biriyle kıyaslanabilir mi? Sayma yılları, eşyaları diyorum kendime sayma. Miktar ile değer doğru orantılı değil, bazen hesapladığımız şey, mutlak olan bir değerdir.
Bazı hesaplar çabuk kapandı.
Dileğimizin bazen altını doldurmadan ilerliyoruz, tevekkül eksikliği gibi düşünün. Yalnız bunu bir de, kendi tarafınızdan ziyade bu kez karşı taraf için düşünün. Hesaplaşmalarda insan belli bir yerden sonra artık önce kendini suçlamaktan vazgeçmeli, vazgeçmek zorunda. Ben ne yapmış olabilirim’ler, istemeden kırmış olabilir miyim’ler, yanlış bir davranışım mı oldu’lar; vesaireler, vesaireler… İnce düşünce pazarda ucuza satılsaydı da, almayanlar olacaktı zaten, sürekli kendinizle hesaplaşmayı bırakın. Matematiğiniz iyi olmasa dahi, artık bu tür problemleri, eksik ya da yanlış hesaplama yapmadan da çözebiliyor hale gelmelisiniz, kendi refahınız için. Kimse, tek taraflı çabadan doğacak bir hayatı hak etmiyor, hayatın hiçbir alanında. Bu yüzden bazılarımız yükselirken, bazılarımız yokuş aşağı iniyor. Unutmayın, matematikte bilinmeyene değer vermeden problem çözülmez. Eldeki tüm verilere rağmen gereken değer verilmiyorsa, problemin çözümü için daha fazla vermeye çalışmak süreci uzatmaktan başka bir işe yaramayacağı gibi problemi de yorucu hale getirir, uğraşmayın. Hayatta bazı hesaplaşmalar, istenen sonucu vermeyecek, sadece vaktinizden çalacak. O hesapları kapatın. Çok erken pes ettiğinizi düşünseniz bile, içinizden “dönüp baksam çözer miydim” diye düşünseniz bile, ara sıra keşkelerinizle savaşacak olsanız bile, bazı hesapları kendinize borçlu çıkmadan önce kapatın.
Yorumlar
Yorum Gönder