Sen Yalnızca Bir İnsansın

SEN YALNIZCA BİR İNSANSIN

Her şeyi üstüne alınma, her şeyi de üstüne alınma... Bir müddet kendime böyle seslendim; heeey! Her şey senin için değil. Her şeyin senin yüzünden olmadığı gibi. Ancak yine de insan gözlerini açtığındaki güneşli havanın, akşam pencereleri kırarcasına yağan, yağmak ne kelime, resmen gardırobuna gelişigüzel tıkıştırılmış kıyafetlerin kapağı açar açmaz üstüne gelmesi gibi göğün de bir anda o koca koca tanelerini aralıksız ve hız kesmeden attığını görünce, “gülen güneşe ben sırtımı döndüm ondan mı bana küstü” diye düşünmeden edemiyor. Bu ani hava değişimi benim ruhumdaki zelzelelerin yansıması değilse, kim açtı bu göğün vanasını, hem de sonuna kadar? Tam da kafamın içindeki asla sessiz olmayan sessizliği dinlemeye yeni başlamışken bu kadar gürültü niyeydi? İnsan kendi kafasının içindeki gürültüden, çevresinde olan biteni asla duymuyormuş. Saatlerdir ekrana bakıp filmden tek bir kareyi hatırlayamadığı gibi. Benim kulağım iyidir, gözüm iyidir demesin kimse. Önemli olan bakmak değilmiş, keşke görmek isteseydik bazı şeyleri. Çok iyi duyan kulakların mı var? Neden içindeki sessizliği bu güne kadar asla duymadın? Çünkü gerçekten hiç bu kadar uzun süreli mutsuzluk yaşamadın. Aslında uzun süreli sevinçlerin de çok oldu değil, genelde hep parçalı bulutluydu. İnsan yağmurlu havaya da dayanabiliyor, güneşlisine de. Ancak parçalı bulutlusunu daha çok seviyor çünkü nötr o. Hem ne zaman ne yapacağı da belli olmaz, bakarsın en çok ısınmak istediğin anda dağıtıverir bulutlarını, ya da en çok bunaldığın zamanda indirir yağmur damlalarını. Ama hep aynı şekilde kalmaz orada, hep ağlatmaz seni ya da hep güldürmez. En çok bu yönünü seversin işte. Neden ağlamayı seveyim ki, sorusunu duydum bir yerden. Neden sevmeyelim ki? Mutsuz olmak kaçınılmazsa, yeri ve zamanı geldiğinde illaki mutsuz olacaksa insan, ağlamadan, iç çekmeden nasıl atsın içindeki kederi? Kim çıkarmış, kim inanmış bilemem, ben inanıyorum, gözyaşıyla kederin bir kısmının aktığına. Ve inanıyorum yağmurlu bir havanın kapalı ama bir türlü yağamayan yine de açılmayan havaya göre daha güzel olduğuna. Çıkmıyor keder başka türlü bir damla gözyaşı akmadan. Ve mutlu olamıyor insan, mutsuzluğun zirvesini yaşamadan. En dibi görmeden zirveye ne kadar kaldığını bilemiyor. O yüzden mutsuz da olmak lazım, uzun sürüyorsa bil ki diptesin. Dipteysen bil ki hedefe en yakın yerdesin. Çünkü gördün, başaramayınca başına neler geleceğini. Çünkü biliyorsun mutluluğa tam olarak ne zaman erişeceğini. Ayrıca biliyorsun, sen mutsuzsun diye dolu yağmadığını, güneşin senden utanarak kaçmadığını. Her şeyi üstüne alınma, alınma işte. Düzen senin yüzünden bozulmadı, senin sayende kurulmadığı gibi. Sen insansın, bedeninle de ruhunla da. Sen insansın, mutluluğunla ve mutsuzluğunla. Sen yalnızca bir insansın. Her şeyi üstüne alınma. Hem 8 milyara yakın nüfusu olan şu dünyada, en fazla ne kadar şeyin sorumlusu sen olabilirsin ki?

Yorumlar

  1. Bir yazı bir insanı nasıl bu kadar teselli edebilir şaşıyorum

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Eskittiği Şeyler Üzerine...

Yanılan Sanılandan İleri Gelir

Üçüncü Tekil Şahsın Güncesi