Kayıtlar

Hesap/Kitap

Hiç hesapta yoktu. İnsan bazen atmadığı düğümü de çözmek zorunda kalıyor. Dünya düzeni böyledir aslında. Düzensizliklerden düzen kurmaya yönelik bir ton karmaşa vardır hayatta. Kur bozulsun, kur boz. Kimi zaman karmaşaları çözme derdindeyken fark edemiyoruz. Bazen çözdükten sonra bazen çözüm yolunda anlıyoruz ki, “her zaman kendi kurduğumuz oyunun parçası değiliz.” Çocukluğumuzda, misafirliğe giderken aklımıza yolu yarılamışken gelen o peluş oyuncağımız gibi. Yolu yarıladık dönemeyiz diyor bir ses. Mecbur kalıyoruz sonra, ev sahibinin çocuğunun bizimle paylaşmaya rıza gösterdiği; aslında kendisinin diğerlerine kıyasla daha az sevdiği ve gözden çıkarabileceği o oyuncağa. Sanki sizin hiç olmadı zamanında. O çok sevdiğiniz asla kıyamadığınız oyuncağınızı, sırf size paylaşımcı ol dedikleri için misafir çocuğuna oynasın diye verdiğinizde, emanet ettiğiniz gibi geri vermediği bir zaman dilimi; sanki hiç olmadı. Ağlaya ağlaya peluş ayıcığınızı dikmeyi öğrenmemiş olabilirsiniz belki çocukluğu...

6 Nisan 2026/ Günlük 1

  Sevgili günlük, değer verdiğim bütün değerlerimi korumak adına yazıyorum; depolama alanın sınırsızdı değil mi?   Bir anlığına, bir an için bir anıdan vazgeçmenin ne tür bir hayal kırıklığına sebep olacağını görebilseydi insan, geçmişin iplerini sıkıca ellerine dolar, ucunu hiç bırakmazdı. Geçmiş gitmiş işte mi demeliyiz, hayır. Geçmişi tamamen silmek ne kadar mümkün değilse, bir o kadar da imkansız olmalı. Hayır hayır, bahsettiğim geçmişte yaşamak değil, dedim ya basit bir tabirle; ipin ucunu kaçırmamak gerekli. Bu günümün bir ucu geçmişe, diğer bir ucu da geleceğe bağlı. Geçmişin ucunu kaçırırsam hangi davayı güttüğümü nasıl hatırlayacağım? Sadece gelecek önemli değil ki hayatta. Bugünüme nasıl geldim, nasıl unutacağım ve diyelim ki unuttum. Nereden nereye gidiyorum, amacım neydi, yolum nereye çıkacak? Bilmeden nasıl ilerleyeceğim? Ders almak tam olarak budur işte. Sana geçmişini sil, geride bırak diyenlere aldırma; zaten silemezsin de ama görmezden de gelme. En önemlisi d...

Üçüncü Tekil Şahsın Güncesi

ÜÇÜNCÜ TEKİL ŞAHSIN GÜNCESİ   İrkildi düşününce;   Eksik bir şey olmasından korkuyordu, her şeyi almış mıydı yanına? Yatağından atlayıp hızla kontrol etmeye gitti. Işığı açtığında ona hiçbir şey tanıdık gelmiyordu. Bu odada aslında çok uzun zamandır yaşıyordu ve içerisini kendi istediği şekilde tasarlamıştı. Şimdi ona asla uzanmak istemeyeceği bir uzaklıktaydı güncesi. Daha bir haftasını doldurmayan pahalı dolma kalemi, çok ucuz geliyordu artık. Bir şeyin değerini fiyatı belirlemiyormuş diye düşündü o an. Neyin belirlediğini yaşarken öğreniyordu, daha da öğrenecekti. Kontrol etti her şeyini, her şey olması gerektiği yerdeydi. Kalanlar da öyle. Yatağına doğru yürürken fark etti, burası aynı zamanda geçmişinin de olmasını istemediği bir yerdi. Gidince silecekti her şeyi, tozlanmasın tekrar diye bütün geçmişini.   İrkildi düşleyince;   “Ya geç kalırsam” diye geçirdi içinden. Ulaşmak istediği bir yere geç kalmaktan, ne kadar da korkuyormuş insan. Bütü...

Yanılan Sanılandan İleri Gelir

          YANILAN SANILANDAN İLERİ GELİR Kendine iyi bak deyip vedalaşırız, vedalaşmak istemediklerimizle. Kendine iyi bak dedim bugün kendime. Onunla da vedalaşmak istemiyorum çünkü, ve her şeyden önce, insan önce kendine iyi bakmalı, her anlamda. Her gün hazırlanırken, evden çıkarken ya da lavaboda aynadan kendimize alıcı gözle bakmaktan bahsetmiyorum yalnızca. Aynaya sadece dış görünüşünü düzeltmek için bakıldığını zannedenler çok büyük yanılgı içerisindesiniz, haberiniz olsun. Ben aynada sadece yüzümü görmüyorum mesela, yüzümde oluşan ve her geçen gün farklılaşan gerçekler var; örneğin alın çizgimin yerleşmesi neyden kaynaklandı artık anlayabiliyorum. Ya da her çizginin hayatıma dair birçok yaşanmışlık taşıdığını. Onlar önemli gerçekten. Çünkü bazen yıllarımı çok boş geçirdiğime dair şüpheler oluşuyor zihnimde, sonra aynaya bakıp hemen toparlanıyorum. Yaşanmışlık bazen de gözle görülebilir, dikkatle bakarsanız elbette. Kendine iyi bakmalı insan. Bunu başkala...

Zamanın Eskittiği Şeyler Üzerine...

  Zamanın Eskittiği Şeyler Üzerine.. Biriktiriyorum,  Kitapları, kalemleri, defterleri. Ne varsa yazmaya okumaya dair,  Her zaman yeni şeyler mi öğrenmek lazım, bildiğimi de okuyorum bazen. Ne kalıyor bana, ya da sonuçları neye sebep oluyor; yaşamadan kim bilebilir? Bazen alt üst etmeden bir şeyleri, aradığını bulamazsın. Yazıyorum, çünkü aradığım şeyler var.  Yalnız ne alakası mı var? Yazmak bazen alt üst etmektir bazı şeyleri. Biraz da kendini savunma sanatı işte. Biriktiriyorum,   Her masadan değil, sadece önemli masalardan; önemli kişilerle içtiğim şekersiz çayın, bana düşen payını topluyorum, o paket toz şekerlerini. Her masaldan değil, sadece içinde yaşasaydım dediğim masallardan; önemli ana karakterlerin, bana yakışan özelliklerini topluyorum, o narin, nahif, eşsiz hallerini. Unutursam diye değil topladıklarım; unutmak yaşamın her tanesini ipe dizip boynuna asan birine göre değil. Her tanesi evet, sadece zayıf olanlar kırılıp düşüyor bazen; olabilir. ...

Uyum Bazen Bir Hastalıktır

 UYUM BAZEN BİR HASTALIKTIR Çoğu hastalık özel bir isimden, bir nesneden doğar, bunların bir örneği de en keskin manipülasyon yöntemi olan gaslighting. Her neyse konumuz bu değil . Bu hikaye de tıpkı Titanik gibi çok güvenilen Concorde adlı uçağın durumunun iyiye gitmemesine rağmen çoğu insanın o uçağa körü körüne yatırım yapmasıyla başlar ve yaptıkları yatırımın boşa gitmiş olmasını yediremeyecekleri için kat kat fazlasını yapmaya devam etmesiyle de ilerler. Sonuç olarak uçağın akibeti bir fiyaskodur. Concorde sendromu da tam olarak buradan gelmektedir. Kişi herhangi bir olaya, olguya, bir meşgaleye, bir kişiye harcadığı emeklerin boşa gittiğini görmesine rağmen bunu kendine yediremediği için, elinden geldiğince düzeltebilmek umuduyda emek vermeye devam eder. Herhangi bir durumdan ötürü takıntılılıktan, fazla bağlılıktan suçladığımız, yargıladığımız çoğu insan, hayatının belki bir çok evresinde bununla mücadele etmektedir. Bir de şu açıdan bakalım olaya: Concord İngilizce'de uyu...

Dünya Doğrusal Değildir.

 DÜNYA DOĞRUSAL DEĞİLDİR Virgül. Daha anlatacak çok şey var. Hayatın kendisiyle kavgası bitmeyenler, ateşi körükleyip geri çekiliyorlar. Bunları başkalarının ağzından söylemiyorum elbette, lakin aralarında ben olmasaydım, daha koyu bir tabir kullanırdım. Neyse ne. Bir dünya hayat var, içerisinde mezarlıktan daha fazla ölü barındıran. Kimse kimseyi bir diğerinin hayatını yaşamakla suçlamıyor da, kişinin kendi çizdiği hayat çizgisinin eğriliğini gündeme getiriyor. Oysa kendimin birebir aynıyla karşılaşma gibi bir isteğim olsaydı, aynamı yanımdan ayırmazdım. Sürekli bir fikre gelen aynen yanıtları, ben de öyle düşünmüştümler, bence de sen haklısınlar… O kadar çok alışmışız ki benzer düşüncelerle yaşamımızı idame ettirmeye, farklı bir görüş duyduğumuzda afallıyor, sahibini topa tutuyoruz. Evet aynen öyle. Benzer yönlerimizle benzer yerlerde olabiliriz, ancak tıpatıp aynı olmamız gerektiğini size kim söyledi? Bu yüzden kullandığımız cümleler bile aynı kelimelerle sınırlı.  ...

Denge

DENGE Kimine göre denge ayakta dimdik durmaktır. Bir amacınız olmaksızın ayakta dimdik durabiliyorsanız, dengeniz yerinde demektir. Peki ya rüzgar estiğinde sarsılacak kadar zayıfsanız? İnanın bana bunun fiziki anlamdaki zayıflıkla ya da sarsılmayla ilgisi yok. Dışarıdan bakıldığında dengedeymiş gibi görünen bazıları durumlar aşırı dengesizken, bazıları da bizim gözümüzle dengedeymiş gibi durabilir. Her sabah aynı saatte uyanıp, aynı rutinleri tekrarlayarak günü bitiren birini dengede olarak düşünebilirsiniz, ancak belki de kendinden çaldığı zamanlar terazide daha ağır basıyor olabilir. Hayatını belli başlı kurallar çerçevesinde yaşamayan bir insan da size aşırı dengesiz geliyor olabilir. Kurduğu dengenin hayatı yaşayış tarzının, dışarıdan görülebilecek şekilde olması şart mıydı peki? Bizler hayatımızı belli başlı programlara göre ayarladığımızdan dolayı aslında hayatın içerisinde olup biten ani değişikliklerin dengemizi bozduğunu düşünürüz ve programlara planlara uyabildiğimiz ölçü...

Kendime Anlatı II

                                                                KENDİME ANLATI II   Yokluğuma, tam da şu an, şu satırlar yokluğuma. Arayıp da bulamadığım sıfır ile beş yaş arası fotoğraflarım. Ben bulamadığımı zannederken, aslında hiç çekilmemiş o bir sürü çocukça resimlerim. “Senin asla bebeklik fotoğrafın olmadı” denildiğinde koşa koşa aynaya bakan o küçük kırgın çocuk. Sen çirkin ya da önemsiz değildin. Bunun farkına varmam yıllarımı alsa da ben fotoğraflarda hep yüklü bir portmanto gibi çıkarım.   Belki de bu yüzdendir, bir sokak fotoğrafçısının beni “poz veremeyen kadın” olarak nitelendirmesi. Belki de bu yüzdendir, fotoğraflarda bir türlü gülmeyi becerememiş olmam. Çünkü...

Uyuyan Kadın Tablosu

 UYUYAN KADIN TABLOSU                                                                           I. Kadın uyuyordu... Hiç uyumamıştı önceki gece. Bütün uykusuzluğunu tek bir geceye bırakabilmek adına, ancak sahip olduğu değil, sonradan edindiği bütün o yüklerin ağırlığıyla ağır aksak soluk alıp verişleriyle birlikte, her şeyin farkında olup, hiç fark ettirmeden öylece uyuyordu. Kadın, uykusuzdu.                                         ...