Üçüncü Tekil Şahsın Güncesi


ÜÇÜNCÜ TEKİL ŞAHSIN GÜNCESİ

 

İrkildi düşününce;

 

Eksik bir şey olmasından korkuyordu, her şeyi almış mıydı yanına?

Yatağından atlayıp hızla kontrol etmeye gitti. Işığı açtığında ona hiçbir şey tanıdık gelmiyordu. Bu odada aslında çok uzun zamandır yaşıyordu ve içerisini kendi istediği şekilde tasarlamıştı. Şimdi ona asla uzanmak istemeyeceği bir uzaklıktaydı güncesi. Daha bir haftasını doldurmayan pahalı dolma kalemi, çok ucuz geliyordu artık. Bir şeyin değerini fiyatı belirlemiyormuş diye düşündü o an. Neyin belirlediğini yaşarken öğreniyordu, daha da öğrenecekti. Kontrol etti her şeyini, her şey olması gerektiği yerdeydi. Kalanlar da öyle.

Yatağına doğru yürürken fark etti, burası aynı zamanda geçmişinin de olmasını istemediği bir yerdi. Gidince silecekti her şeyi, tozlanmasın tekrar diye bütün geçmişini.

 

İrkildi düşleyince;

 

“Ya geç kalırsam” diye geçirdi içinden. Ulaşmak istediği bir yere geç kalmaktan, ne kadar da korkuyormuş insan. Bütün o geç kalmışlıklarını hayatına nasıl sığdırdığını düşündü bu kez de. Çok da ulaşmak istememişti o halde, çünkü varmak istediği yere doğru yola çıkarken bir asır düşünebiliyormuş insan; yola çıkmadan anlamıştı. Bin ton ağırlığında gürültü barındıran zihnini sessizce toparlayıp yola çıktı.

 

Anlamadı nasıl geçti yolculuk. Yol uzun muydu kısa mıydı, neler öğretti ona, o da başkalarına; bir türlü hatırlayamadı. Yaşamayı umduğu şeylere ulaşmak istediğinde, yolda karşılaştıklarını nasıl da unutuveriyormuş insan. Oysa bütün yol boyu öğrendikleri, onu yeni yaşantısına hazırlıyordu. Geleceğe olan süresiz odak, geçmişi hatırlamanın süresini kısaltmış; ânı yaşamanın önüne ket vurmuştu. O anda anlaması mümkün değildi, zaman alacaktı. Zaten bu durumda kaybedilmiş zamanın adıdır pişmanlık.

 

İrkildi düşünce;

Şimdi hiçbir düşünce, zihninde beliren belirgin pişmanlığın ötesine geçemiyordu. Durdu, durdu; zihniyle beraber düştüğü yerden kalktı. Ulaştığı, varmak istediği şey değildi. Telafisi olacak şekilde hiç değildi, belki öyleydi, ama düşünemiyordu. Aksini düşünemiyordu. Gerisin geriye yürüdü, koştu, düştü kalktı. Dönmekten ötesini düşünemiyordu. Şimdi yol; uzadıkça uzadı, zorlaştıkça zorlaştı. Dönüş yolunda, diğerinin aksine her şeyi hatırlıyordu. Hatalarını, eksiklerini, sıkıntılarını ve nicesini. Öğreniyordu da, artık daha da tecrübeliydi. Gittiği yönün yanlış olduğunu bazen haykırsanız da, o yolu düşe kalka yürümeden öğrenemiyormuş insan.

 

İrkildi döndüğünde;

 

Bıraktığı şekilde bulamamaktan korktu geçmişini. Her şey yerli yerindeydi. Zaten şimdiye kadar geçmişi, kim değiştirebilmişti ki. Rahat bir nefes aldı. Masanın üzerindeki tozu üfledi önce. Güncesi uzanabileceği yakınlıktaydı. Dolma kalemini aldı, pahalı bir kalem olduğunu anımsadı, çevirdi; yazıyor mu diye kontrol etti. Ne kadar güzel bir kalemdi bu. Fiyatından ziyade düşündü, çok değerli olmalıydı. Hâlihazırda bir şeyin değerli olması fiyatına bağlı değildi, bunu da hatırladı. Güncesini açtı, son zamanlarda duymuş olduğu bir sözü alıntılar kısmına yazdı: “ Gitmekte acele etme, bir telaşla koştuğun yerde beklenmiyor olabilirsin.”


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Eskittiği Şeyler Üzerine...

Yanılan Sanılandan İleri Gelir