Tanısanız Siz De Severdiniz
TANISANIZ SİZ DE SEVERDİNİZ
Olması gereken ne varsa olmalıydı hikâyenin sonunda
ne olmaması gerekiyorsa o oldu. İnsan alışıyormuş ama, nihayetinde bir şey
olması yeterli geliyormuş. Öyle de olsa şimdi sırası değil, olmaması
gerekenlerin oluşu, uçurumun kenarına bina dikmek gibi değil midir? Kaliteli olsun,
malzemeden çalmamış olsun kimse, e bu neyi değiştirir? Uçurum uçurum olmaktan
çıkacak mı, ya da o ev dört dörtlük olsa da yaşanabilir kılacak mı kendini? Uçurumun
kenarındayım, herkes aa evin ne kadar güzel diyor. Peki evin temeli çürük
desem? Görseniz siz de bilirdiniz.
Bütün herkesin en
azından bir telaşesi var, benim elimde ise ses çıktıkça hoşuma giden, sabahtan
akşama tıkırdattığım klavyem. Eskiden olsa harflerle ajanda üzerinde, tükenmez
kalemle oynar, yanlış yazdığımda ise karalamak zorunda kalırdım. Teknolojiye ayak
uydurduğumdan değil, karalamayı artık sevmediğimden ajandalarımı unuttum ve
belki de kalemlerimin tükenmeyen mürekkepleri, “tükenmiyoruz diye bu kadarı da
yapılmaz” deyip isyana kalktılar ve kendi içlerine kapandılar. Ne yapalım işte edebiyattan
anlamayanlara biz de “mürekkepleri donmuş” diyoruz. Anlamak isteseydiniz
anlardınız.
Herkesin düşlediği
bir sonu var. Son olsun diye başladığı çoğu işini bir çırpıda batırıveriyor
insan. Hırsından, aceleciliğinden yenmek istediklerini bile unutup, kendine
yeniliveriyor. Kendini de bir yerde unutup üstelik, başkasının hayatıyla da
yarışıyor. Ben erken gelemedim evet, belki fazlasıyla da geciktim ve hala ilerlemem
gereken yolda tökezleye tökezleye, bir düşe bir kalka ilerlemeye çalışıyorum. Çaba
göstermediğimde çok yargılandım, ve sandım ki benim ilerlemiyor oluşum
insanların her uzvuna diken. Lakin öyle olmuyormuş, kalkıp yola çıktığımda,
yoluma ket vurduklarında anladım. İnsanların derdi sizin ilerlemeniz, yol kat
etmeniz, başarmanız değilmiş. İnsanların derdi tam olarak sizmişsiniz,
düşünseydiniz taşlar yerine oturacaktı.
Konuşulmaya değer
bir ton mesele vardı, konuşmaya değer kimse yok demiyorum. Hatta içim içimi
kemiriyor, o kadar çok anlatmak istiyorum birilerine, her şeyi. Bütünüyle her şeyi.
Sadece anlatmak isteyişim yetseydi de kurtulsaydım, ferahlasaydım ve belki de
günah çıkarsaydım. Fakat esasen şimdi anlatırsam, kendi günahıma gireceğim ve
sırf bu yüzden içime susmakta, size genel hatlarıyla yazmaktayım. Belki size,
belki kendime bilmiyorum, aslında bunu en iyi siz anlardınız.
Öğrenmeye değecek
birçok şey var, hatta değmeli artık bir şeyler. İnsan yerinde sayınca fiziken
büyüyor, manen küçülüyormuş, hoş ben yerimde sayarken bile aşırı düşünmekten
zayıflamış olabilirim, neyse ki konumuz bu değildi. İnsanlar öğrenmeye değecek
şeyleri sadece kült olanlarla tabir ediyor. Kült olan filmi izlemesem de
anlatıyorlar zaten, ki bu insanların da boşboğaz olduğunu net bir şekilde
gösterir, kıyıda köşede kalmış bütün güzelliklerin sırf göz önünde değil diye
ya da ön planda değil diye uğruna çaba harcanmadığını düşünüyorum. Öyleyse nesli
tükenmekte olan canlıları neden koruyorsunuz ya da lotus çiçeğinin bataklık evi
olmasına rağmen, kendi saflığını temizliğini koruduğunu bildiğiniz halde, ona
olan hayranlığınızı gizlemek için her yerde kolaylıkla bulabileceğiniz gülleri
tercih ediyorsunuz? Belki de bir lotus olmanın ağırlığını öğrenmekten
korkuyorsunuz, korkmasanız özel olanı sevmek yerine, herkesin kolaylıkla hayran
kalabileceği, kolaylıkla ulaşabileceği çiçekleri tercih etmezdiniz, keşke biraz
cesur olsaydınız.
Herkesin bir
başkasına dair önyargısı var. Tanımadığım bir insan hakkında en sevdiğim kişi
nutuk atsa, yine de ben bilmiyorum der geçerim. İnsanların kendi akıllarıyla
ilerleyemeyip bir başkasının yorumuyla bir bireyi mimlediğini düşündüğümüzde,
haklısınız dünya üzerinde sevilmeye değer insan yok. Sırf bu nedenle, en fazla
da yargılanmış insanlara yakın olmak istedim. Tanımak için, anlamak için. Neden
yargılanmış olabileceğini çözmek, hakkı varsa bir şans vermek için. Beni de
kötü anlatan insanlar oldu, oluyor bir yerlerde ve olacaktır da, lakin ben
kimseden şans dilenmeyeceğim. Yalnızca şunu söyleyebilirim ki, tanımadan ne çok
duvar örmüşsünüz benimle kendi aranıza, tanısanız duvarları yıkabilirdiniz. Herkesin
sevmesine lüzum yok ama şundan eminim ki, bizzat tanısaydınız beni, siz de
severdiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder