Kayıtlar

Aralık, 2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Bilinç Dışının Günahı

  BİLİNÇ DIŞININ GÜNAHI Bilinçle yaptığı hatalarının, görmezden gelinmesini isteyecek olan kişinin, bilinç dışı savunmasını yapması absürt bir olay değildir. İnsan hatalarını, sanki insanlığının getirisi olarak öne sürüp savunma mekanizmalarını çalıştırdığında bahsettiği olağan hataların, birbirine benzese de ufacık da olsa ayrımları olan, daha önce yaşanmamışlığı mümkün olan bir dizi hatalar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Daha önce kimsenin yapmamış olduğu bir hatayı yaptığında insan, "insanlık hali"nden bahsedebiliyorsa, vicdanını rahatlatmak adına kurduğu savunma mekanizmalarını kullanıyor demektir. İşin aslında, insana özgü hata olarak kabul edilen büyük günahların da, insana asla yakıştırılmayan gerçekliklerini de bahsettiğimiz çıkarımın sağlaması olarak kullanabiliriz. Örneğin ilk defa bir insanoğlunun işlediği cinayet, anlık hata olarak görülse de, ya da devamına ilham veren bir çok cinayetin, bahsi geçen zanlıya göre haklı sebepleri varmış gibi görünse de, hiçbir büy...

Ayna

 AYNA  Beni iyi biri olarak gören her insan iyidir bir miktar, benden nefret eden her insan da bir miktar sinir bozucu. Ukala olduğumu söyleyen her insanda biraz çok bilmişlik vardır. Bencil olduğumu iddia eden her insanın da beni bir yerde ekmişliği, Narsistmişim ne ala. O kişi kendini görmüştür bende. Örneğin kendimi beğenmiş tavırlarımı mütevazi bir insana göstermekten utanırım ben. Hazırcevaplığımı düşüncelerini tartarak söyleyen insanlar üzerinde kullanmam. Ne diyorum biliyor musunuz, karşınızdakini ayna gibi düşünün; ne kadar birbirimizden farklı görünsek de, bir araya geldiğimizde zamanla birbirimizin aynası olduğumuzu. Görünüş olarak farklıyız zaten orada hemfikiriz, ama gözünüzün önüne bir getirin bakalım; aynadan sağ elinizi işaret ettiğinizde yansımanız size hangi elinizle karşılık verecek?

Mavinin Gökyüzü Tonu

 MAVİNİN GÖKYÜZÜ TONU Maviye tutkulu olmak vardı. En güzel bağımlılık, en hoş alışkanlıktı maviyi yaşamak. Her tonuna ayrı aşık olmak. Her tonundan ayrı anlam çıkarmak. Belki de o anlamı biz çıkarmıyorduk. Mesela dudaklarımdan dökülen mavinin her özelliği kendine has bir mucizeydi, ben sadece görenlerdendim. Ben bilirdim gökyüzünün her tonunu, Çünkü herkes uyurken ben gökyüzünü izlerdim. Umut çıkarırdım bir tonundan, başka bir tonundan mutluluk. Güneşin misafir olduğu mavinin güzelliklerle dolu olduğunu bilirdim, çok severdim onu. Büyük bir tutkuyla severdim. Gündüzün en renkli hali o olurdu çünkü, ışıltıyla süslenip, gülümserdi bana. Sonra gece mavisini keşfettim, daha doğrusu keşfettiğimi sandım. Gecenin mavisi yoktu, mavileri vardı. İnsanın yüreğindeki duyguların en ağırlarını hapsettiği gibi gece, mavilerin de en ağırlarını hapsetmişti. En ağır duygularımı gecenin mavileriyle buluşturdum, her tonuna bir duygumu emanet verdim. Sonra en çok geceyi sevdim, beni en çok anlayan tonl...

Tükenen Kalem

 TÜKENEN KALEM Ve öyle anlar oluyor ki, neyi nereye koyacağını bulamıyor insan. "Elimdeki kitabı masanın ucuna mı koysam, ortasına mı?" Bilemiyor, sonra hepten dağıtıyor. Masanın ucunda bir kalem, tükenmez. Ama yazdıkça tükenengillerden. Hayat gibi. Duvara boş boş bakmayla da yaşıyor sayılmazsın ya, yazmadıkça da adı hala tükenmez kalem. Tükenene kadar yaşıyorsun, tükenene kadar yazıyorsun. Ama silgin yok, olsa da silemezdi diyorsun. Silmesin zaten, silince izi kalacak. O iz öyle bir şey olacak ki, kötü yazılmış bir hayattan sadece bir parça. Ama sayfan boş görünürde. Geri dönme şansın var gibi hala. Bir daha aynı yere yazabilecekmişsin gibi. Bu sefer doğru olacağına inandıran bir iz. Sakın aldanma! Silinmiş de olsa yanlışlardan kalan bir iz, seni doğru olana ulaştırmayacak asla. Korkma sayfayı değiştirmekten. Bırak iz kalsın o sayfada, neden sayfayı değiştirdiğini hatırlatıp hatanı tekrarlamaman için yardımcı olsun sana. 

Uyanmak Hayatının Yarısını Alır

UYANMAK HAYATININ YARISINI ALIR Belli bir durumun içerisinde yaşamaya alışmış insanlar olarak çok mutsuzuz. Sınırları haddinden fazla olan, etrafı daireyle çizilmiş, kapalı bir alana mahkum edilmiş bireyler olarak sadece belli bir yere kadar rahat yaşayabilmişiz. Alışkın olduğumuz hayat, bize hitap eden çevreyle birlikte belli bir zamana kadar huzurlu olarak devam etmişiz yolumuza. Ama mutlu olarak değil. Rahat olmak, huzurlu yaşamak, mutlu olmak demek değil. Kendi hayatımın çizgisini ben çizmediysem ne kadar rahat yaşasam da mutlu olmuş sayılmam. Bağımlı olmak ayrı bir şey, hayatını başkasının ellerine bırakmak apayrı bir şey. Hayatını başkasının ellerine bırakırsan, o kişi de alır, oyun hamuruna şekil verir gibi hayatını şekillendirir. Sana da o hayatı yaşamak düşer. Bu zamana kadar başkalarının istediği şekilde yaşadın, yaşın yirmilerin ortası. Ömrünün kaç yıla işlenmiş olduğunu bilmiyorsun, hayatın yarısına gelmişsin varsayalım. Uyanmak hayatının yarısını aldıysa, diğer yarısını uy...

Unuttum

  Yüzünü unuttum. Ertesi günün sisli sabahında, hiç uyanmayacakmışım gibi hissettiğim, bedenimi değil, sanki bütün yorucu ve karmaşık işleri kendisine yüklemişim gibi uyanmak bilmeyen o ruhumu, söküp aldım zorla yataktan. Uyumaya zor uyuduğum başımı koyduğum an bütün pişmanlıklarımın diken gibi battığı o yastıktan başımı değil, düşüncemi zor kaldırdım. Unuttum huzurun yüzünü sanki birileri beni zorla yaşatıyormuş gibi, başkalarının yüzünde aradım huzuru. Eskisi değil, artık çabuk yoruluyorum. Mevsim sevdiğim mevsim değil ancak sevdiğim mevsim de olsa tadını alamıyormuşum gibi bazı şeylerin sanki artık sevdiğim hiçbir şey kalmamış gibi buralarda ya da sanki bütün sevdiğim şeylerin tarihi geçmiş. Belki de artık ben tarih olmuşum da dalından düşen yaprak gibi kurumuş büsbütün ayrılmışım ait olduğum yerden. Artık hiçbir yere ait olmama hissini yaşadığı an, tükeniyormuş insan. Unuttum yüzünü Bütün sevdiğim kitapların. Kitaplar artık acı veriyor bana, neden daha önce karşıl...

Yol II

  YOL II Öyle uzun uzadıya anlatamam diye başlıyorum. Uzatmadan anlatacağım deyip hikâye yazıyorum hep. Her zaman her duruma uygun bir hikayem vardır. Zaten en çok hikayesi uzun olanlar okunmaz, sanki kısa yoldan varmak kolaymış gibi. Sanki hep kestirme yolu kullanmışız gibi, kısa kesmemiz istenir bizden. Kısa kesemeyecek kadar uzun yaşadım. Belki birçok şey için hala genç sayılırım ama belli ki geç kalmışlıklarım da çok olmuş, yorulsam da farkındayım, yolum daha uzun. Yolumuz uzun. Yarın öleceksem de uzun, öleceksem sadece yarım kalacak, bitmiş olmayacak. Daha gidecek çok yolum varken neden çıkmazdaymışım gibi hissettiğimi sorguluyorum zaman zaman. Çünkü yol olur olmadık yerde daralıyor. Sokakları karıştırmışım, bir harfi bir rakam sanmışım. Zaten en çok da yanıldığını inkâr ettiğinde yeniliyormuş insan. Kaç kişi söylemiştir belki yol senin gidebileceğin kadar değil. Yok öyle değil. Ben yürürüm, yürürüm de yol kısaymış, göresi değil aksine, bana kadar değil. Sanki böyle her şey ...

Sen Yalnızca Bir İnsansın

SEN YALNIZCA BİR İNSANSIN Her şeyi üstüne alınma, her şeyi de üstüne alınma... Bir müddet kendime böyle seslendim; heeey! Her şey senin için değil. Her şeyin senin yüzünden olmadığı gibi. Ancak yine de insan gözlerini açtığındaki güneşli havanın, akşam pencereleri kırarcasına yağan, yağmak ne kelime, resmen gardırobuna gelişigüzel tıkıştırılmış kıyafetlerin kapağı açar açmaz üstüne gelmesi gibi göğün de bir anda o koca koca tanelerini aralıksız ve hız kesmeden attığını görünce, “gülen güneşe ben sırtımı döndüm ondan mı bana küstü” diye düşünmeden edemiyor. Bu ani hava değişimi benim ruhumdaki zelzelelerin yansıması değilse, kim açtı bu göğün vanasını, hem de sonuna kadar? Tam da kafamın içindeki asla sessiz olmayan sessizliği dinlemeye yeni başlamışken bu kadar gürültü niyeydi? İnsan kendi kafasının içindeki gürültüden, çevresinde olan biteni asla duymuyormuş. Saatlerdir ekrana bakıp filmden tek bir kareyi hatırlayamadığı gibi. Benim kulağım iyidir, gözüm iyidir demesin kimse. Önemli...

Unutmak Zamanında

  UNUTMAK ZAMANINDA Unutmanın ertesi gününde… Bütün hatırlamaları vazgeçişlere gömüp adına unutmak dediğimiz, herhangi bir günün sabahına, Boşlukta süzülürcesine boşluğa bakarak uyanmak hiç de bana göre bir şey değildi.   Boşluk diye baktığım tavana, zaten net göremediğim miyop gözlerle bir sürü desen çizdim. Kalkamam o yataktan imkânı yok. Çok uyuduğumdan değil, uyandığım andan itibaren hikâye yazmaya başladığımdan. Hiçbir hikâyeyi tamamlayamadım oysa. Gariptir ki tamamlarsam büyüsü bozulur gibi hissedeceğimden eminim. Unutmanın ertesi gününde,   Her şeyi birbirine karıştıracak kadar körleştiğinde zihnim, yine de bembeyaz bir sayfayı görmekteydi. Ne sandınız? Körlükte olmak hep karanlıkta kalmak demek miydi? Beyazı renk diye seven ben ile, renksiz gören insanları bir tutmamalıydınız. Üstelik ben karanlığı da bir tek geceye yakıştırıyorum, olur şey bile değil hala yaşıyorken zihnimi karanlıkta bırakmak. Zaten hiç karanlıkta bırakılmamış insanlara, tutunm...

Kendime Anlatı

  KENDİME ANLATI Bütün hayal kırıklıkları sana, asla benim olmayana. Çünkü insan bazen kendini hiç olmadık yerlerde bulabiliyormuş, hiç olmadık yerlerden seslenmekteyim. Bütün bu karmaşanın içerisinde hala iyi şeylerin peşinden koşmaya devam ediyorum, günlerden ne olduğu hiç önemli değil. Hangi yılda, ayda olduğumuzun da bir önemi yok, ben ölene kadar sadece iyi şeylerin peşinden koşmaya devam edeceğim. Hem zaten beklediğim kesin bir şey de yok, eski tip duvar takviminin yaprağını günaşırı koparmayalı uzun zaman oldu. Masa takviminde de günlerin üstüne çizik atmıyorum artık. Zaman kavramının, ne kaybettiğimin ya da, ancak yaş aldıkça farkına varıyorum. Boşversene ben de herkes gibiyim, sırf gösteriş olsun diye kutluyorum doğum günümü. Ama bir konuda hakkın var, ne kadar yaşlanıyor da olsam doğduğum gün hatırlandığında gerçekten mutlu oluyorum. Yine de yaşlanmasak iyi olurdu değil mi? Kimse henüz hiç kimse iken 25 yaşında olmak istemez. Küçük görme, çok şey sığdı da 25 yıl...

Yol

  YOL   Yol... Kimsenin oturup da üzerine bir saniyeliğine düşünmediği o yol, Uzundur; Gitmek istediği yerde varsa bekleyeni, sabırsızdır, uzar yol, Varsa dindirmek istediği bir acısı, varsa o yolun sonundan bir beklentisi, Kim bilir belki, bu kez yetişirsem dediği, yetişirsem belki her şeyi en baştan, en farklı şekilde yaşayabilirim, diye düşlediği... Belki kurtarabilirim geçmişimdeki o bozuk yollarda, inadına çukur, inadına kasisli, Kaybettiğim kaç umudum varsa, kaç trafik kazasında, Ezip geçenin kimliği belli değil, belki de benimdir, kim bilir? Kendi umudunu bile isteye öldürmek intihar mıdır, yoksa cinayet mi, ne denir? Telafisini yapmam gereken ne varsa dediği an, ne varsa yapacağım dediği an, Ne kadar kısalmasını istese de inadına uzar yol, tükenmek nedir, tükenmez kalemden öğrense keşke, ah keşke...   An gelir, kısalır yol. Hiç beklemediği anda insanın, Daha çok var, deyip arkasına bütün yaşamının yorgunluğunu, yastık yapıp uzandığı anda, bir anda, biri seslenir, ...

İnsan, Kendi ve Diğerleri

 İNSAN, KENDİ VE DİĞERLERİ Düşünmek, her fırsatta bana ne olacağını düşünmekten geçiyor artık. Bu böyle olacak evet ama bana ne olacak? İnsan ne zaman mı bencilleşir, bencilliklerin altına başkaları için elini koyduğunda değil, o zaman bile fark edemez değişmesi gerektiğini. Ancak o eli başkası uğruna kopacak dereceye geldiği zaman değişir. Artık düşünmüyorum, ben zaten kendim için hiçbir zaman düşünmemiştim yarın ne yiyeceğim diye. Bugün ne yiyeceğini dünden düşünen insanlar var, yarınki buluşmasına ne giyeceğini. Aslında ne giyeceğini bile, karşı taraf için düşündüğünü fark edemiyor insan. O da bir emek değil mi? Düşünmek. Birinin, kendisindeki ilk izlenimini düşünmek. Halbuki aç da olsa insan sevmediği yemeği yemek istemiyor, sevdiği yemek olduğunda ise iştahla yiyip mutlu oluyor. Neden kendisi öyle istediği için değil de, karşı tarafta iyi izlenim bırakmak için giyimine özen gösterir ki? Oysa kendim olarak çıksam karşısına birinin, daha çok mutlu olmam, o kişinin daha çok mutlu...