Tanımsız
TANIMSIZ
Tanımlayamadığım bir
şey var, tanımlayabilsem “bir şey” olurdu. Her şeyi de bir yere bağlamak
zorunda değiliz zaten, bu anlayışa sahip olan insanlardan uzak duruyorum. Bir kere
hayatımda planladığım hiçbir şeye doğru düzgün tabi olamadım. Klişelerden uzak
durmaya çalıştıkça kendilerine beni çekmekte ısrarcılar ve evet o cümle; “Hayat,
sen bakarken soyunamıyorumdur.” Yolum mu yanlış, ayakkabım mı vuruyor diye düşünmekten
nereye gittiğini unutan benden, arzu duyduğum şeylere ulaşmak adına alarm kurmamı
bekleyemezdiniz; ben kendimden ne bekliyorsam o, herkesin fazla müdahalesi var
başka insanlara. Birini hayatınızda bir yere koyarken dikkatli olun, kendisi
belki de sadece bir salata malzemesidir. Nerede durması gerektiğini öğretemediğiniz
insanlardan, nereye kadar ilerlemesi gerektiğini öğrenmesini bekleyemezsiniz. Söylemelisiniz
mesela, “gittiğim yolun yanlışlığı da bana, çalmayan alarmın gecikmişliği de. Senin
yolun doğru benimki yanlışsa, kesişmesine izin vermeden devam et.”
Tamamlayamadığım birçok
şey var, henüz hiçbir alanda ‘tamam artık burada durmalıyım, bu fasıl buraya
dek’ diyemedim. Atlaya zıplaya geçtiğim alanlar, sınav kağıdının optiği gibi, cevaplanmamış
sorularla dolu. Nasıl olsa zamanım da çok, geri döner cevaplarım dediğim bazı
sorulara geri döndüm evet; ama sanki zaman aşımına uğramış eksikli gedikli
bilgilerimle cevaplayabilecek yetiye sahip değilmişim gibi. Bir şeyler bildiğim
doğru, ama neden emin değilim onun cevabı da ne yazık ki şekli şemaili bozulmuş
şemalarımda mevcut değil. Bazı sorulara da dönemedim. Başlarken sanki hiç bitmeyecekmiş
gibi hissettiğim zamanın çabucak geçmesine de bir kılıf uydurdum elbet. Hayal gücü
geniş birine, zamanın akrep ve yelkovanla yakalamaca oynadığını düşünmesine
karşı çıkacak haliniz yoktu.
Tam anlayamadığım şeyler oldu. Kapıdan içeri girerken bu evde yerim ne diye
düşünen insanlar varsa onlardanım, ve hayır dışlanmadım, aksine fazlaca benimsendiğimden
hala itirazlarım uzay boşluğunda savruluyormuş gibi; anlaşılmadan yok oluyorlar.
Anlaşılmayan bir şey daha var ki o da şu; kendini bir yere ait hissetmeme
duygusunun oraya kök salmakla alakası yok, kendini ait hissetmek arzusuyla, kaç
kişi banyodaki kalorifer peteğinin vanasına, asla kullanmayacağı tokasını asar ki?
Adım attığım her köşe benim adım, ancak bazıları izlerden ibaret. Hayalet gibi süzüldüğüm zamanlarda isterdim
oysa adımın anılmasını. Zaten öyle değil midir hep, dokunduğun iyi güzel şeyden
adın silinmiş, “yapıldı” olarak bahsedilirken, kırdığın bardak yere düşerken çıkardığı
seste adını bağırır. O yüzdendir ki mobilyaların her zaman yayları batmaz,
batan şeyleri söylemeyeceğim.
Tam zamanında dediğim
olaylar oldu. Halbuki beklediğimde gerçekleşmeyen bir sürü olayın geç
gelişleriyle cebelleştim çoğu zaman. Ya da geç kalan şeylere, kişilere o kadar
alışmışım ki geç kalmadığım tek bir görüşme olduysa, büyük ihtimalle karşımdaki
benden de fazla geç kaldığındandır, aksi durumda özür dilemediğim tek bir zaman
bile olmadı. Biri bana öğretsin ne olur, olması gerektiği zamanda gerçekleşmeye
hazırlanan bir şey ya da beklentiye girildiğinde gelen kişi nasıl karşılanır, giderken
nasıl uğurlanır? Dünyanın en beklentisiz yaşanması gereken bu çağında gerçekleşen
bütün iyiliklere güzelliklere ürkmeden, ürkütmeden nasıl kucak açılır, biri
öğretsin çünkü benim güzel şeylerin israf edildiği bu zaman diliminde; yeni
geleni ağırlayacak derli toplu bir yerim yok.
Yorumlar
Yorum Gönder