İnsan, Kendi ve Diğerleri

 İNSAN, KENDİ VE DİĞERLERİ

Düşünmek, her fırsatta bana ne olacağını düşünmekten geçiyor artık. Bu böyle olacak evet ama bana ne olacak? İnsan ne zaman mı bencilleşir, bencilliklerin altına başkaları için elini koyduğunda değil, o zaman bile fark edemez değişmesi gerektiğini. Ancak o eli başkası uğruna kopacak dereceye geldiği zaman değişir. Artık düşünmüyorum, ben zaten kendim için hiçbir zaman düşünmemiştim yarın ne yiyeceğim diye. Bugün ne yiyeceğini dünden düşünen insanlar var, yarınki buluşmasına ne giyeceğini. Aslında ne giyeceğini bile, karşı taraf için düşündüğünü fark edemiyor insan. O da bir emek değil mi? Düşünmek. Birinin, kendisindeki ilk izlenimini düşünmek. Halbuki aç da olsa insan sevmediği yemeği yemek istemiyor, sevdiği yemek olduğunda ise iştahla yiyip mutlu oluyor. Neden kendisi öyle istediği için değil de, karşı tarafta iyi izlenim bırakmak için giyimine özen gösterir ki? Oysa kendim olarak çıksam karşısına birinin, daha çok mutlu olmam, o kişinin daha çok mutlu olması gerekmez mi? Çok zorluyoruz kendimizi, biri bizi sevsin diye kırk takla atıyoruz. En sevdiğimiz yemeği, sevdiğimiz insanla yiyemiyoruz çünkü o sevmiyor. Onun sevdiği yere gidiyoruz çünkü o öyle istiyor. Sonra ne mi oluyor, hep onun isteğine karşılık vermekten kendini unutuyor insan. Kendi zevklerini, yapmayı sevdiği şeyleri. Ağzının tadı bile bozuluyor, damak tadını biri için neden değiştirir ki bir insan. Yemek yemekten soğuyor, ben hep az yerim diyor çevresine. Artık sevmediği bir yere biri için gitmek istemiyor, evde vakit geçirmeyi severim diyor, oysa kendini eve kapatıyor. Kendi zevklerinden biri için vazgeçtiğinden dolayı onlara dönemiyor artık, o biri için yaptığı şeyler de onu uzaklaştırıyor üstelik. Değişiyor değişmesine ama bir kişilikken, birçok kişilik de olamıyor. Sonra bölünüyor. Paramparça da olsa elinde kalan o biri var. Ama şu da var. Kendini kaybettikten sonra kimi ya da neyi kazandığının bir önemi yoktur. Bunun farkına vardığı an bencilleşiyor insan. İyi değilken iyi görünmek istemediğini hatırlıyor. Bazıları hep şöyle der; ne kadar kötü de olsan çevrene bunu belli etme. Benim sıkıntılı olduğum zamanları dillerine dolayacak insanların çevremde olmasının ne anlamı var ki? Çekineceğim, üzüldüğüm zamanları saklayacağım, düştüğümü görmesinler diye toparlanmadan kalkacağım insanların hayatımda olmasının bana ne getirisi var ki? Birinden saklanmayı kendilerine o kadar adet edinmişler ki insanlar, hayat döngüsünün içerisinde olan her insanın, mutluluk kadar mutsuzluğu da tadacağının bilincinde değiller, ya da bilincinde olsalar bile mutsuz olmayı utanç verici bir durum olarak karşılıyorlar. Hayır hayır, mutsuzum demiyorum ama kendim isteyene kadar mutlu kıyafetler giymeyeceğim.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Zamanın Eskittiği Şeyler Üzerine...

Yanılan Sanılandan İleri Gelir

Üçüncü Tekil Şahsın Güncesi